<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7511521316010450752</id><updated>2011-10-02T11:06:34.370-07:00</updated><title type='text'>بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم  GÜLECAN</title><subtitle type='html'>&lt;center&gt;    بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم  İSLAMİ KONULAR YAZILAR.AKAİD.ASRI SADET.HADİS.TASAVVUF.İLMİHAL.İSLAMİ LİNK REHBERİ. &lt;/center&gt;</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://gulecann.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gulecann.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>topcuoglu111</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13616918371000043375</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>12</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7511521316010450752.post-1496383426312987351</id><published>2009-01-08T13:57:00.000-08:00</published><updated>2009-01-08T13:58:32.372-08:00</updated><title type='text'>Mizan Ve Hesap</title><content type='html'>Mükellef olanların dünyada yaptıkları amellerin, ilahi bir ölçüyle tartılması ve karşılıklardın verilmesi haktır, meydana gelmesi muhakkaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mizan kelime olarak "terazi ve ölçü aleti" demektir. Fakat bu terazinin şekil ve vazifesini dünyadaki terazi ile karıştırmamak gerekir. Ahiretteki her şey dünyadaki varlıklara sadece isim olarak benzerler; şekil, mahiyet, vaziyet ve vazife olarak tamamen farklıdır. Ahiret alemindeki her şeyi böyle bilmek gerekir. Yoksa yanılır, yanlış sonuçlara varırız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulların ahiretteki hesabını alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allahu Teala görecektir. O şöyle buyurmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Onların dönüşü bizedir; hesaplarını görmek de bize aittir."( Gâşiye, 25-26)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"O gün tartı haktır. Kimin sevap tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar, ayetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır." (A'raf, 8-9.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Biz kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Yapılan iş bir hardal tanesi kadar dahi olsa, biz onu hesaba getiririz. Hesap görücü olarak biz herkese yeteriz."( Enbiya, 47.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes, zerre kadar küçük de olsa yaptığı hayrı ve kötülüğü görecektir.( Zilzal, 7-8.) İşlenen bütün ameller ortaya konacaktır. Yaptığını görmek, cezasını çekmek manasına değildir. Allahu Teala, kulun yaptığı hiçbir hayrı karşılıksız bırakmayacak, o amele ne vadetmiş ise onu verecektir. Ancak mümin kullarının işledikleri kötülüklerin tam karşılığını vermeyecek; ya rahmet edip hepsini affedecek, ya şefaat izni verdiği peygamber ve salih kullarının şefaati sebebiyle onu bağışlayacak, ya da bir kısmını affedip bir kısmının cezasını verecek, muhakkak hesap mü'minin lehine işleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafirlerin sevap verilecek bir ameli olmadığı için onlara mü'minler gibi hayrını ve şerrini tartmak için mizan kurulmayacaktır. Onların terazisi küfürlerinin derecesini gösterecektir. (Aliyyü'l-Kari, Şerhu Fıkhı'l-Ekber, 161.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafirler inkarlarının karşılığı olarak doğrudan cehenneme sevk edileceklerdir.( Kehf, 105-106.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafirlere sadece niçin Yüce Rablerini inkar edip putlara taptıkları sorulacak, başka bir ibadet ve amelden hesap sorulmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'a şirk koşanlara: "Gidin şirk koştuğunuz kimselere ve putlara yalvarın. Bakalım bugün onların size bir faydası olacak mı?" denecek, hepsi zillet içinde kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah rızası için yapılacak İbadet ve hayırları insanlara gösteriş için yapanlara: "Gidin amelinizin karşılığını dünyada gösteriş yaptığınız kimselerden alın!" denilecek, riyakar kimseler cehennemden önce pişmanlık ateşi ile yanacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mü'minlere, imandan sonra ilk sorgu namazdan olacaktır, imanı sağlam, namazı tam olanların sonraki hesapları kolay olacak; diğer amellerindeki kusurların fazla üzerinde durulmayacaktır. İman ve namazdan sonra mizana konacak en güzel amel güzel ahlaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mü'minlere genel olarak şu dört şeyden hesap sorulacaktır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Ömrünü nerede tükettiği,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Gençliğini nasıl ve nerelerde geçirdiği,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Malını nasıl kazanıp nerelerde harcadığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-ilmi ile amel edip etmediği.( Tirmizi, Kıyamet, 1.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberlere sadece ümmetlerine ilahi daveti ulaştırıp ulaştırmadıkları ve onların kendilerine karşı nasıl davrandıkları sorulacaktır.( Maide, 109; A'raf, 6. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümmet-i Muhammed, diğer ümmetlerin peygamberlerine karşı tutum ve davranışları hakkkında şahitlik yapacaklardır. Bu şahitlik, Hz. Kur'an'ın bildirdiği haberlere göre olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün idareci, imam ve halifelere emirleri ve mesuliyetleri altında bulunan kimselerden hesap sorulacaktır. Cemaata da başındaki İmama karşı nasıl muamele ettiği, onun hakkını koruyup korumadığı sorulacaktır.( Buhari, Enbiyâ, 50; Müslim, imâre, 440 ibnu Mâce, Cihad, 42, Ahmed, Müsned, II, 297.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk ve deliler için hesap ve azap yoktur. Onlar doğrudan Cennet'e gireceklerdir. Sahih olan görüşe göre, henüz buluğa ermeden ölen kafir çocukları da hesap ve azap görmeyeceklerdir. Onlar da Cennet'e girecek ve Cennet'te mü'minlere hizmetçilik yapacaklardır.( Buhari, Rikak, 50; Müslim, İman, 366-375; ibnu Mâce, Tıbb, 34)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasululah (s.a.v) Efendimizin müjdesiyle, Ümmet-i Muhammed'den çokları hiç hesapsız Cennet'e girecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hesap anında, yazıcı meleklerin yazdıkları amel defterleri esas alınacak, itiraz edenlerin ağızları mühürlenecek günah işleyen azaları konuşturulacak, azalar bütün yaptıklarına şahitlik edecektir.( Fussilet, 20-23; Yasin, 65.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kul hakları ödenmeden hesap bitmeyecektir. Kimsenin kimsede hakkı kalmayacaktır. Cennet'lik bir kimsede Cehennem'lik birisinin hakkı olsa, onu ödemeden Cennet'e giremeyecektir.( Ahmed, Müsned, III, 495; Hâkim, Müstedrek, II, 437-438; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, X, 345-346.) Aynı şekilde Cehennem'lik bir kimsenin üzerinde Cennet'lik birisinin hakkı olsa. onu ödemeden Cehennem'e girmeyecektir. Bunun için mü'min olsun, kafir olsun, hiç kimseye zulüm yapmamalıdır. Kul hakkına dikkat etmelidir. Üzerimizde hakkı olanlar ile burada helalleşmeli, ahirete bırakmamalıdır. Yoksa ilahi adalet, hakları ödeştirmeden kimseyi mahşer yerinden bırakmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hesap yerine bir çok ibadet ve taatı ile geldiği halde hak yüzünden elinde hiçbir şey kalmayanlar da bulunacaktır. Efendimiz (a.s) bu kimseleri "ahiret müflisi" olarak tanıtmış ve bu iflasın şeklini şöyle açıklamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu kimseler çokça namaz kılmış, oruç tutmuş, sadaka vermiştir. Fakat aynı zamanda bir çok insanın gıybetini etmiş, haksız yere malını yemiş; kimisinin şerefini çiğnemiş, kimisine eliyle, kimisine diliyle zulüm yapmıştır. Allahu Teala, önce hak sahiplerini çağırır; adamın hayırlarından onlara verir. Hayırlar biter, fakat alacaklılar bitmez. O zaman alacaklıların günahlarından bu kimseye yüklenir. Böylece adamın üzerinde bir sürü günah birikir. Sonra ateşe atılır."( Müslim, No;2581; Tirmizi, No:2418; Ahmed, Müsned, II, 303.) Böyle bir halden ve sonuçtan Allah'a sığınırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayvanların arasında da hesaplaşma olacak, bir şekilde diğerine haksızlık yapan hayvanlar arasında kısas uygulanacak, haklar ödeştirilecek, sonra hayvanlara "toprak olun" emri verilecektir. Hayvanların Cennet veya Cehennem görmeden toprak olduklarını gören kafirler, onlara imrenip: "Keşke biz de toprak olsaydık" diyeceklerdir. (Nebe, 40.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehli Sünnet İnancı (Akaid)&lt;br /&gt;Dilaver Selvi&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm'ın en hassas konusu olan akaid, imanın mahalli olması hasebiyle kalbin ilmidir. Akaid, mümin olan her kalbin neyin mümini olduğunun sınırlarını belirler. Dr. Dilaver Selvi'nin, bir solukta okunan akıcı anlatımıyla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7511521316010450752-1496383426312987351?l=gulecann.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gulecann.blogspot.com/feeds/1496383426312987351/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7511521316010450752&amp;postID=1496383426312987351' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/1496383426312987351'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/1496383426312987351'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gulecann.blogspot.com/2009/01/mizan-ve-hesap.html' title='Mizan Ve Hesap'/><author><name>topcuoglu111</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13616918371000043375</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7511521316010450752.post-1210745415319655361</id><published>2009-01-08T13:56:00.001-08:00</published><updated>2009-01-08T13:56:56.818-08:00</updated><title type='text'>Gizli Şirk Ve Riyanın Tehlikesi</title><content type='html'>Riyadır, yani başkalarına gösteriş için ibadet yapmaktır. Allahu Teala, kıyamet günü herkesin amelinin karşılığın verirken, insanlara gösteriş için ibadet yapanlara şöyle der:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dünyada kendileri için gösteriş yaptığınız kimselere gidin. Bakın bakalım onların yanında size verecekleri bir şey bulabiliyor musunuz?"[ Ahmed, Müsned, V, 428; Beyhaki, Şuabu'l-iman, No:4831; Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, l, 102.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Riya, Allah için yapılması gereken bir işi veya ibadeti insanlar görsün diye yapmak, bu şekilde onlardan bir menfeat beklemek veya onlardan gelecek bir belayı defetmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Riya ve şirk kalbin ameli olduğu için, herkes kendi kalbinin sakladığı niyeti iyi bilir, ilk anda ihlasa ve en güzel niyete ulaşmak mümkün değilse de, insan, Allahu Teâlâ'dan hayırlı niyet ve sâlih amelde muvaffakiyet istemeli, bunu ölene kadar devam ettirmelidir. Allah için iyi niyetle başlanan bir işin ve ibadetin, şalin amel olması ve sevap kazandırması için aynı güzel niyetle tamamlanması gerekmektedir. Çünkü, Rasûlullah [s.a.v] Efendimiz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bütün işler sonucuna göre değerlendirilir."[ Buhari, , Kader, 4; Tirmizî, Kader, 4. [Bab başlığı olarak verilmiş]; Beğavî, Şerhu's-Sünne, l, 149.] buyurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah Efendimiz'in [s.a.v], şu uyarılarını dikkate almak zorundayız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kim Allah rızâsı için öğrenilecek bir ilmi, sırf dünyâ elde etmek için öğrenirse, kıyamet günü Cennetin kokusunu koklayamaz."[ Ebû Dâvud, ilim, 12; ibnu Mâce, Mukaddime, 23; Ahmed, Müsned, II, 338.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şüphesiz Allah, sizin dış şekillerinize ve cesetlerinize bakmaz, fakat kalblerinize ve amellerinize bakar."[ Müslim, Birr, 33.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kıyamet günü hesaba çekileceklerin ilki, savaşta öldürülen bir kimsedir. O, [hesap için ilâhî huzura] getirilir. Allahu Teâlâ, ona dünyâda verdiği nimetleri hatırlatır; o da hepsini tanıyıp itiraf eder. Allahu Teâlâ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Onlarla ne yaptın?" diye sorar. Kul:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Senin yolunda savaştım, nihayet şehit düştüm." der. Allahu Teâlâ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yalan söyledin. Sen benim rızam için değil, sana kahraman desinler diye savaştın; nitekim öyle de dendi." der ve sonra emredilir, yüzüstü sürünerek Cehennem'e atılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk hesaba çekileceklerden birisi de ilim öğrenen, onu başkalarına öğreten ve Kur'an okuyan kimsedir. Allahu Teâlâ ona da verdiği nimetleri tek tek hatırlatır, o da hepsini kabul ve itiraf eder. Sonra:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"O ilminle ne yaptın?" diye sorar. Kul:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Senin için ilim öğrendim, onu başkalarına öğrettim ve senin rızân için Kur'an okudum." diye cevap verir. O zaman Allahu Teâlâ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yalan söyledin. Sen, sana, "âlim" densin diye ilim öğrendin, "iyi Kur'an okuyucudur" desinler diye Kur'an okudun. Nitekim öyle de dendi, der. Sonra emredilir, yüzüstü sürünerek Cehennem'e atılır.[ Müslim, imaret, 152; Nesâî, Cihâd, 22; Ahmed, Müsned, II, 322; III, 81]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıyamet günü ilk olarak hesaba çekileceklerden birisi de, Allahu Teâlâ'nın kendisine her türlü mal ve mülk vererek genişlik sağladığı bir kimsedir. Bu da ilâhî huzura getirilir. Allahu Teâlâ, kendisine verdiği bütün nimetleri tek tek hatırlatır; o da hepsini tanır ve kabul eder. Sonra Allahu Teâlâ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sana verdiğim şeylerle ne yaptın?" diye sorar. Kul:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yâ Rabbi! Sevdiğin hiçbir hayır yolu bırakmadım, hepsinde senin için infak ettim." diye cevap verir. Allahu Teâlâ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yalan söyledin. Sen, sana, "cömert" densin diye bu harcamaları yaptın. Nitekim dendi de, buyurur. Sonra, emredilir, yüzüstü sürünerek Cehennem'e atılır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arifibillah Ebû Tâlib el-Mekkî [k.s], demiştir ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kalbinde Allah'tan başka bir muradın kalmaması için cehd ve gayret et. Bu murad sende gerçekleşince işin tamamdır. İsterse keramet ve hârikalardan, manevî hâl ve tecellilerden sana bir şey verilmesin."[ Bkz: Mevlânâ Safî, Reşâhat, 287.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7511521316010450752-1210745415319655361?l=gulecann.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gulecann.blogspot.com/feeds/1210745415319655361/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7511521316010450752&amp;postID=1210745415319655361' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/1210745415319655361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/1210745415319655361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gulecann.blogspot.com/2009/01/gizli-irk-ve-riyann-tehlikesi.html' title='Gizli Şirk Ve Riyanın Tehlikesi'/><author><name>topcuoglu111</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13616918371000043375</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7511521316010450752.post-1738811953044547120</id><published>2009-01-08T13:55:00.000-08:00</published><updated>2009-01-08T13:56:04.750-08:00</updated><title type='text'>Cin (Cin ve Şeytan) 01</title><content type='html'>Sözlükte, “gizli ve örtülü varlık, görülmeyen şey“ anlamına gelen cin, terim olarak duyu organlarıyla algılanamayan, çeşitli şekillere girebilen; ateşten yaratılmış, manevî, ruhanî ve gizli varlıklara verilen bir addır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cin kelimesi geniş anlamıyla ele alındığında, insan kelimesinin karşıtı olarak kullanılır ve herhangi bir kayıtla sınırlandırılmamışsa, duyu organlarından gizlenmiş bütün manevî varlıkları ifade eder. Dar anlamıyla ise cin kelimesi, ruhanî varlıkların bir kısmını belirtmek için kullanılır. Çünkü gözle görülmeyen ruhanî varlıklar: Hayırlı olan ve Allah‘ın emrinden çıkmayan ve insana iyi şeyler ilham eden melekler, insanı aldatan ve şerre yönelten şeytanlar, hem hayırlıları hem de şerlileri bulunan cinler, olmak üzere üçe ayrılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinler, duyu organlarıyla algılanamayan varlıklar olduğu için, onlar hakkındaki tek bilgi kaynağı vahiydir. Kur‘ân-ı Kerîm ve sahih hadisler, cinlerden bahsetmekte, doğru düşünebilen akıl da bunu imkânsız görmemektedir. İnsanların cinleri göremeyişi, gözlerinin cinleri görecek yetenekte yaratılmamış olmasındandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an‘a göre insan topraktan, cinler ise ateşten yaratılmıştır: “Cinleri öz ateşten yarattı“ (er-Rahmân 55/15), “Andolsun biz insanı, kuru kara çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık. Cinleri de daha önce, zehirli ateşten yarattık“ (el-Hicr 15/26-27). Sonuncu âyet cin türünün insan türünden önce yaratıldığını da göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an‘da cinlerden bahseden, yirmi sekiz âyetten oluşan ve Cin sûresi diye bilinen bir sûre bulunmaktadır. Bu sûrede de dile getirildiği gibi, cinler çeşitli gruplara bölünmüşlerdir. Cinlerin bir kısmı müslümandır. Bir kısmı da kâfirdir. Kâfir olanları cinlerin çoğunluğunu oluştururlar. Cinlerin mümin olanları, müminlerle beraber cennette, kâfir olanlan da kâfirlerle beraber cehennemde kalacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinler çeşitli şekillere girebilecek ve insanların yapamayacağı bazı işlerin üstesinden gelebilecek yetenekte yaratılmıştır. Hz. Süleyman Sebe melikesinin tahtını getirtmek istediğinde cinlerden birinin, o henüz yerinden kalkmadan tahtı getirebileceğini söylemesi (en-Neml 27/39) bunu göstermektedir. Cinin Hz. Süleyman‘la karşılıklı konuşması, onların gözle görülebilecek bir şekle girebileceklerine işarettir. Allah cinleri Hz. Süleyman‘ın emrine vermiş, o da cinleri ağır ve meşakkatli işlerde kullanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinlerin mutlak gayba dair bilgileri yoktur. Ancak hayat sürelerinin uzunluğu, ruhanî ve manevî varlıklar olmaları, meleklerden haber çalmaları gibi sebeplerle, insanların bilmediği, geçmişe ve şu ana ait bazı olayları bilebilirler. Ancak bu durum, cinlerin insandan daha üstün varlıklar olduğunu göstermez. Bir âyette, “Süleyman‘ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda) yere yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı“ (Sebe‘ 34/14) buyurularak, onlann gaybı bilmedikleri açık bir şekilde ortaya konulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinler de insanlar gibi iman ve ilâhî emirlere itaat etmekle yükümlüdürler: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım“ (ez-Zâriyât 51/56). Cinler tıpkı insanlar gibi yerler, içerler, evlenir ve çoğalırlar, erkeklik ve dişilikleri vardır, doğar, büyür ve ölürler. Ancak cinlerin ömrü, insanlarınkine göre epeyce uzundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı durumlarda cinlerin insanlara zarar vermesi söz konusu olabilirse de, müslüman bir kimsenin cinlerden korkmaması ve Allah‘ın izni olmadan, bir varlığın başka bir varlığa zarar veremeyeceğine gönülden inanması gerekir. Diğer varlıklardan gelebilecek zararlara karşı Allah‘a sığınmak gerektiği gibi cinlerden gelebilecek zararlar hususunda da aynı tutum gösterilmelidir. Nitekim Hz. Peygamber‘in de cinlerin insanları etkilemesine karşı Âyetü‘l-kürsî‘yi, Felâk ve Nâs sûrelerini okuduğu bilinmektedir (bk. Buhârî, “Vekâle“, 10; “Fezâilü‘l-Kur‘ân“, 10; Tirmizî, “Tıb“, 16). Müslümanlar, cinlerden zarar gördüklerini sandıkları durumlarda Hz. Peygamber‘den öğrendiği tedbirlerle yetinmeli, cahil cinci ve üfürükçülerin tuzağına düşmekten sakınmalıdırlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7511521316010450752-1738811953044547120?l=gulecann.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gulecann.blogspot.com/feeds/1738811953044547120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7511521316010450752&amp;postID=1738811953044547120' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/1738811953044547120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/1738811953044547120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gulecann.blogspot.com/2009/01/cin-cin-ve-eytan-01.html' title='Cin (Cin ve Şeytan) 01'/><author><name>topcuoglu111</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13616918371000043375</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7511521316010450752.post-5873064434015233783</id><published>2009-01-08T13:54:00.000-08:00</published><updated>2009-01-08T13:55:16.206-08:00</updated><title type='text'>Şeytan (Cin ve Şeytan) 02</title><content type='html'>Gözle görülmeyen fakat varlığı kesin olan, azgınlık ve kötülükte çok ileri giden, kibirli, âsi, insanları saptırmaya çalışan cinlere şeytan adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘ân-ı Kerîm‘de ilk şeytandan İblîs diye söz edilir, İblîs, azmış ve Rabbinin buyruğuna isyan ederek sapıklığa düşmüş cinlerdendir. “Hani biz meleklere Âdem‘e secde edin demiştik, iblîs hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu“ (el-Bakara 2/34) anlamındaki âyet, onun melek olduğunu göstermez. Çünkü bu âyette, ifadenin çoğunluğa göre düzenlenmesi kuralına uygun bir üslûp kullanılmıştır. “...İblîs cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı...“ (el-Kehf 18/50) âyetinden de açıkça anlaşılacağı gibi, aslında o bir cindir. Allah‘a ibadet ederek derecesini yükseltmiş, melekler arasına karışmış, daha sonra da isyanı yüzünden bu konumunu yitirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melekler ve cinler gibi duyu organlarıyla algılanamayan fakat varlığı Kur‘ân-ı Kerîm ve sahih hadislerde kesin biçimde haber verilen şeytan, ateşten yaratılmıştır. Hz. Âdem‘in çamurdan, kendisinin ise ateşten yaratıldığı gerekçesiyle ondan üstün olduğunu iddia etmiş, Âdem‘e secde etmekten kaçınmış, Allah‘ın lanetine uğramış ve O‘nun huzurundan kovulmuştur. Daha sonra Hz. Âdem ve eşi Havva‘yı yanıltarak, onların cennetten çıkarılmalarına sebep olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeytan ilk insandan beri bütün insanlara kötülükleri, küfür ve günahları süsleyip güzel göstermiş, insanları hak yoldan uzaklaştırmak için elinden geleni yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah‘ın gösterdiği dosdoğru yoldan uzaklaşmak, yasakları çiğnemek, şeytana imkân ve fırsat vermek demektir. Sapıklık ve azgınlıkta devam edenler, şeytanın kendilerini çepeçevre kuşatmasına, kendilerinin de şeytanın esiri olmalarına sebep olurlar. Yüce Allah insanları şeytanın düşmanlığına, hile ve aldatmacalarına karşı uyarmıştır: “Çünkü şeytan sizin düşmanınızdır. Siz de onu bir düşman sayın. O, kendi taraftarlarını ancak ateş ehlinden olmaya çağırır“ (el-Fâtır 35/6).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada insanları hak ve hakikatten uzaklaştıran şeytan, âhirette de onları işledikleri ile başbaşa bırakacak, bu konuda kendisini suçlamamalarını söyleyecektir. Şeytanlar, her peygambere düşman kılındığı gibi, her insanı yoldan çıkarmaya çalışacak ve kötü şeyleri süslü gösterip, yasakları çiğnemeye teşvik edecek bir şeytanın bulunacağı da Hz. Peygamber tarafından bildirilmiştir (bk. Müslim, “Münâfıkün“, 11).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah, Kur‘an okunduğunda kovulmuş şeytandan kendisine sığınılmasını emrettikten sonra, Allah‘a içtenlikle inanıp ibadet eden, yasaklarını çiğnemeyen kimseler üzerinde şeytanın hiçbir etki ve hâkimiyetinin olmayacağını ifade etmiştir (bk. en-Nahl 16/98; el-İsrâ 17/65; el-A‘râf 7/21).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Teâlâ varlıkları, biri diğerinden ayırt edilebilsin ve aralarındaki fark insanlarca kolaylıkla anlaşılabilsin diye zıtlarıyla birlikte yarattığından, şeytanı da yaratıkların en temiz ve en şereflilerinden olan, hak ve hayrı tavsiye eden meleklerin varlığına zıt ve alternatif olarak yaratmıştır. Çünkü belli fiillerin ibadet, hayır, güzel ve iyi oluşu, ancak zıtlarının varlığı ile bilinebilir ki, insanlara şer ve çirkin fiillerde yol gösteren de şeytandır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7511521316010450752-5873064434015233783?l=gulecann.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gulecann.blogspot.com/feeds/5873064434015233783/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7511521316010450752&amp;postID=5873064434015233783' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/5873064434015233783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/5873064434015233783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gulecann.blogspot.com/2009/01/eytan-cin-ve-eytan-02.html' title='Şeytan (Cin ve Şeytan) 02'/><author><name>topcuoglu111</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13616918371000043375</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7511521316010450752.post-4172685615171424211</id><published>2009-01-08T13:52:00.000-08:00</published><updated>2009-01-08T13:54:04.522-08:00</updated><title type='text'>İnandım Demek Yeter mi?</title><content type='html'>Sadece “elhamdülillah mü‘miniz“ demekle, Yüce Rabbimizi razı edemeyiz. Rabbimiz (c.c), imanımızda samimi olmamızı ve inandığımız değerleri korumak için bir gayret göstermemizi istiyor. Allahu Teala, bir ayetinde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İman ettim demekle kurtulacağınızı mı zannettiniz Nasıl iman ettiğinizi ve ne derece samimi olduğunuzu ölçeceğiz“( Ankebut, 2-3) buyuruyor. Dili ile iman ettiğini söylediği halde, iman edilen şeyleri kalbi ile tasdik etmeyen kimselere, Allahu Teala: “Onlar inandık dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama ‘boyun eğdik‘ deyin. Henüz iman kalblerinize yerleşmedi.“( Hucurat, 14) uyarısında bulunuyor. Bu ayetler, şimdi bizlere hitab ediyor ve bu günün mü‘minini uyarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İman esaslarına inanan bir kimse mü‘mindir. Bu esaslara halk dilinde “Amentü“ denir. Bu esaslar, Allah‘a, Allah‘ın meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah‘ın yaratmasıyla olduğuna iman etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmanın temelini işte bunları tasdik oluşturur. İman önce bu tasdikle başlar. Aslında yok olan bir şeye değil, var olduğu halde görünmeyen şeylere iman edilir. Bunun için önce imana davet eden Peygamberin sözüne teslim olunur; onun söyledikleri hak kabul edilir. İnandığımız şeylerin hakikatini anlamak, varlıklarını hissetmek, onları tanımak sonra gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah katında geçerli hiçbir özrü yokken bir farzı terk eden kimse, büyük günah işlemiştir. Aynı şekilde haram edilen bir işi yapmak da büyük günahtır. Büyük günah işleyene ve ona devam edene “fasık“ denir. Fasığın tevbe etmesi farzdır. Günah işleyen bir kimse, günahı helal görmüyor, onun haram olduğuna inanıyor fakat nefsin hevası veya kötü çevrenin etkisi ile kötülüğe düştüğünü söylüyorsa bu kimse mü‘mindir; onun kısa zamanda tevbe etmesi beklenir ve hayırlara dönmesi için dua edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diliyle mü‘min olduğunu söylediği halde, kalbiyle onları yalanlayan, açık bir menfaat veya gizli bir fesat için müslüman gözüken kimseye “münafık“ denir. Münafığın dünyada zararı ve ahirette azabı kafirden daha şiddetlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mü‘minim diyen herkes, bu iman ve Allah sevgisini ispat etmekle yükümlüdür. Bunun tek yolu önce Allahu Teala‘nın her mü‘mine farz kıldığı amelleri yapmaktır. Bunların başında beş vakit namaz gelir. Beş vakit namazını kılan bir insan, imanını ispat, müslümanlığını ilan etmiştir. Haramlardan kaçınmak da farzdır. Bu haramların başında Allahu Teala‘ya şirk koşmak ve yalan konuşmak gelir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mü‘min, insanların kendisinden emin olduğu insandır. Müslüman, herkese selamet ve rahmet olan kimsedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehli Sünnet İnancı (Akaid)&lt;br /&gt;Dilaver Selvi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7511521316010450752-4172685615171424211?l=gulecann.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gulecann.blogspot.com/feeds/4172685615171424211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7511521316010450752&amp;postID=4172685615171424211' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/4172685615171424211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/4172685615171424211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gulecann.blogspot.com/2009/01/inandm-demek-yeter-mi.html' title='İnandım Demek Yeter mi?'/><author><name>topcuoglu111</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13616918371000043375</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7511521316010450752.post-8103342616972641688</id><published>2009-01-08T13:51:00.000-08:00</published><updated>2009-01-08T13:52:49.213-08:00</updated><title type='text'>İLAHİ KİTAPLAR VE SAYFALAR</title><content type='html'>KİTAPLARA İMAN&lt;br /&gt;Soru: Kitaplara iman ne demektir?&lt;br /&gt;Cevap: Kitaplara iman, Allah‘ın vahiy yoluyla bazı peygamberlerine birtakım kitaplar gönderdiğine ve bu kitapların içinde bulunan şeylerin doğru ve gerçek olduğuna inanmak demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İLAHİ KİTAPLAR VE SAYFALAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenab-ı Hak insanlara emir ve yasaklarını duyurmak için peygamberlerden bazılarına kitap, bazılarına da suhuf göndermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfalar anlamına gelen suhufun sayıları ve indirildikleri peygamberler şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 sayfa Hz. Adem Aleyhisselâma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50 sayfa Hz. Şit Aleyhisselâma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 sayfa Hz. İdris Aleyhisselâma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 sayfa Hz. İbrahim Aleyhisselâma indirilmiştir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört büyük kitap ve indirildikleri peygamberler ise sırasıyla şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tevrat: Musa Aleyhisselâma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zebur: Davud Aleyhisselâma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İncil: İsa Aleyhisselâma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an-ı Kerim: Hz. Muhammed (s.a.v)‘e indirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEVRAT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört ilâhî kitaptan birincisi olan Tevrat, Musa (a.s)‘ya gönderilmiştir. Buna “Ahd-i Atik“ da denir. Bu gün elde bulunan Tevrat‘ın Hz. Musa‘ya nazil olan ilâhi kitabın aynısı olduğu söylenemez. Çünkü sonradan birçok ilâve ve çıkartmalar yapılmış bir kitap haline gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tevratın üç meşhur nüshası vardır ve şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Yahudiler ve protestanlarca kabul edilen İbranice nüsha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Roma ve Doğu kiliselerinde kabul edilen Yunanca nüsha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Samirilerce kabul edilen Samirice nüsha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nüshalar karşılaştırıldığında aralarındaki önemli farklar hemen görülür. Bu da Hz. Musa‘ya Allah tarafından gönderilen Tevrat‘ın asıl nüshasının mevcut olmadığını gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZEBUR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört ilâhî kitaptan ikincisi olan Zebur Hz. Davud‘a gönderilmiştir. Zebur, bugün “Ahd-i Atik“ içinde “mezmurlar“ (Zebur surelerinden her biri.) adıyla yer almıştır. Müstakil bir Zebur kitabı mevcut değildir. Bu nedenle Zebur hakkında fazla bilgi bulunmamkatadır. Halen Yahudi sinagoglarında veya kiliselerde söylenen ilâhîler arasında rastlanan mezmurların Hz. Davud‘a isnadı kesinlik taşımaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Zebur‘a Hz. Davud‘a geldiği şekliyle inanmakla yükümlüyüz. Zebur, hep öğütlerden, iman esaslarından ve dualardan ibaretti. Şeriata ait hükümler kapsamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İNCİL:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlâlî kitapların üçüncüsü olan incil Hz. isa‘ya indirilmiştir. Bugün Hristiyanların elinde bulunan ve “Ahd-i Cedid“ adını taşıyan kitaplar Hz. İsa‘ya Allah tarafından gönderilen İncil değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halen hristiyanların elinde birbirini tutmayan Luka, Matta, Yuhanna ve Markos isimli şahıslar tarafından yazılan dört İncil vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların dışında daha pek çok incil ortaya atılmışsa da Hz. isa‘dan 325 yıl sonra iznik‘te toplanan ruhanî meclis tarafından diğerleri yakılmış sadece bu dört tanesi bırakılmıştır. Bu durum, Allah tarafından Hz. isa‘ya gönderilen İncilin asıl nüshasının mevcut olmadığını apaçık göstermektedir. (el- Akidetu‘l-lslâmiyye, s. 465.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KUR‘AN-I KERİM: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an, sözlük manasıyla, okumak anlamına gelir. Terim olarak Kur‘an, hem dünyada hem de ahirette insanı mutlu kılmak gayesiyle Allah tarafından Cibril adlı melek aracılığıyla Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)‘e gönderilen son ilâhi kitabın adıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an, Hz. Muhammed (s.a.v)‘in 23 yıllık peygamberlik hayatı boyunca peyderpey ayet ve sureler şeklinde nazil olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an-ı Kerim, Peygamberimize indirildiği andan itibaren yazılmaya ve ezberlenmeye başlanmıştır. Peygamber Efendimizin vefatından sonra Hz. Ebu Bekir‘in hilâfeti döneminde bir kitap haline getirilmiş ve Hz. osman zamanında çoğaltılarak eyaletlere gönderilmiştir. Böylece, okuyuşta birlik sağlanmıştır. Okumayı kolaylaştırmak için Kur‘an‘ın metinlerine daha sonra hareke, nokta ve işaretler konulmuştur. Kur‘an‘ın kelime sonlarını ilk harekeleyen, Ebu‘l-Esved ed- Duelî‘dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nüzulünden 14 asır geçmesine rağmen Kur‘an‘da en ufak bir değişiklik olmamıştır ve kıyamete kadar da olmayacaktır. Zira Cenab-ı Allah Kur‘an-ı Kerim‘de şöyle buyuruyor: “Doğrusu Kitabı biz indirdik. O‘nun koruyucusu elbette biziz.“ (Hicr, 9.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an, birçok bölümlere ayrılır. Besmele ile başlayan bölümlere sure denir. Kur‘an‘da 114 sure vardır. Tövbe suresinin dışında sureler birbirinden besmele ile ayrılırlar. 100 ayetten uzun olan surelere Tıval, 100 ayet civarında olanlara Miûn, 100 ayetten az olanlara Mesani, çok kısa olanlara da Mufassal adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an-ı Kerim‘in ilk suresi Fatiha, son suresi Nâs‘tır. En uzun suresi 286 ayetten ibaret olan Bakara, en kısa suresi ise, üç ayetten ibaret olan olan Kevser süresidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki durak arasında cümle mesabesindeki metinlere de ayet denir. Manası kolaylıkla anlaşılan ve tek manası olan ayetlere muhkem, birçok manaya ihtimali olan, bu manalardan birine tayin edilebilmek için harici bir delile ihtiyacı olan ayetlere de müteşabih denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayetlerin toplam sayısı hakkında ihtilâf edilmiştir. Bu ihtilâfların şüphesiz ki herhangi bir ayetin ilâve edilmesi veya herhangi bir ayetin çıkarılmış olmasından ileri gelmiş değildir. Bu ihtilâfın nedeni, bir metnin, bir cümlenin bir veya birden fazla ayet kabul edilip edilmemekten, huruf-u mukatta‘aların tam ayet sayılıp sayılmamaktan ve sure başlarındaki “Besmele“ lerin her sureden ayet sayılıp sayılmamaktan ileri gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küfe ekoluna göre ayetlerin sayısı 6236, Basra ekoluna göre 6205‘tir. Ayetlerin sayısında başka değişik görüşler de vardır. Ülkemizdeki mevcut mushaflarda ayetlerin sayısı Küfe ekoluna göredir. Yani 6236‘dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hicretten önce nazil olan ayetlere Mekkî, hicretten sonra nazil olanlara da Medenî denir. Kur‘an-ı Kerim, iki kapak arasında bulunan sayfalar itibarıyla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 eşit bölüme ayrılmış ve her bölüme cüz denilmiştir. Her cüz de 4 hizbe ayrılmıştır. Bu durum okumada kolaylığın sağlanmasına vesile olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an, insanlığa doğru yolu göstermenin ve müslümanların kutsal kitabı olmanın yanı sıra, Hz. Muhammed (s.a.v)‘in peygamberliğinin en büyük mucizesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an, inanarak okuyanlar için bir rahmet ve şifa kaynağıdır. Yolların en doğrusu, Kur‘an yoludur. Kur‘an okuyanın kalbi nurlanır. Zira Kur‘an Allah‘ın kelâmıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an okumanın fazileti hakkında Peyamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Sizin en faziletliniz Kur‘an okuyan ve öğretendir.“ (Tecrîd-i Sarîh, 11/42.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an-ı Kerim hem lafız hem manasıyla Allah‘ın kelâmı olduğu için tam olarak tercüme edilemez. Ancak, herkes anladığı nisbette tercüm etmeye çalışır. Bunun içindir ki Kur‘an tercümeleri, sadece tercüme değil, tercüme ve meal diye isimlendirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an-ı Kerim‘i aslî harfleriyle okumak, onu ezberlemek ve onunla amel etmek her müslümanın ideali olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an-ı Kerim‘i, Lâtin harfleriyle sıhhatli bir şekilde okumak mümkün değildir. Çünkü Kur‘an alfabesinde bulunan bazı harflerin karşılığı lâtin alfabesinde yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur-an‘ı Kerim‘deki Süre isimlerinin anlamları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Abese : "Yüzünü ekşitti."&lt;br /&gt;2.Adiyât : Nefes nefese koşanlar&lt;br /&gt;3.Ahkaf : Yer adı&lt;br /&gt;4.Ahzâb : Hizipler, gruplar, kabileler&lt;br /&gt;5.A‘la : Yüce, büyük, kutlu&lt;br /&gt;6.Alak : Embriyo, ilgi, pıhtı&lt;br /&gt;7.Ali İmran : İmran ailesi&lt;br /&gt;8. Ankebût : Dişi örümcek&lt;br /&gt;9.A‘raf : Cennetle cehennem arası bölge&lt;br /&gt;10.Asr : Çağ, asır, zaman&lt;br /&gt;11.Bakara : İnek&lt;br /&gt;12.Beled : Belde, kent, bölge&lt;br /&gt;13.Beyyine : Kanıt, belge, aydınlık&lt;br /&gt;14.Bürûc : Burçlar&lt;br /&gt;15.Câsiye : Çöken, oturan&lt;br /&gt;16.Cin : Cin, görünmeyen varlık&lt;br /&gt;17.Cumua : Cuma, toplanma, topluluk&lt;br /&gt;18.Duha : Kuşluk vakti&lt;br /&gt;19.Dühân : Duman, sis, pus&lt;br /&gt;20.En‘am : Hayvanlar, davarlar&lt;br /&gt;21.Enbiya : Peygamberler&lt;br /&gt;22.Enfâl : Ganimetler, gelirler, vergiler&lt;br /&gt;23.Fâtır : Yaratan, varlığın ilkelerini koyan&lt;br /&gt;24.Fâtiha : Açılış, açan, özetleyen&lt;br /&gt;25.Fecr : Şafak vakti&lt;br /&gt;26.Felak : Tan yeri, yarılma, açılma&lt;br /&gt;27.Fetih : Fetih, açılış&lt;br /&gt;28.Fil : Fil&lt;br /&gt;29.Furkan : Işıkla karanlığı, doğruyla eğriyi ayıran&lt;br /&gt;30.Fussılet : "Ayrıntılı yaptı"&lt;br /&gt;31.Ğaşiye : Bürüyen, örten, kuşatan&lt;br /&gt;32.Hac : Ziyaret&lt;br /&gt;33.Hadid : Demir&lt;br /&gt;34.Hâkka : Geleceği kuşkusuz olan şey&lt;br /&gt;35.Haşr : Haşir, toplama, diriltme&lt;br /&gt;36.Hicr : Bir topluluğun adı&lt;br /&gt;37.Hucurât : Hücreler&lt;br /&gt;38.Hûd : Hûd Peygamber&lt;br /&gt;39.Hümeze : Alaycılar, gıybetçiler&lt;br /&gt;40.İbrahim : Hz. İbrahim&lt;br /&gt;41.İhlâs : Samimiyet&lt;br /&gt;42.İnfitâr : Açılma, yarılma, parçalanma&lt;br /&gt;43.İnsan(Dehr) : İnsan(Zaman)&lt;br /&gt;44.İnşıkak : Yarılma, ayrılma, kopma&lt;br /&gt;45.İnşirah : Gönül ferahlığı, iç açılması&lt;br /&gt;46. İsra : Gece yürüyüşü&lt;br /&gt;47.Kaaria : Şiddetle çarpan&lt;br /&gt;48.Kadir : Kadir Gecesi&lt;br /&gt;49.Kaf : "Kaf" harfi&lt;br /&gt;50.Kâfirun : Kafirler&lt;br /&gt;51.Kalem : Kalem&lt;br /&gt;52.Kamer : Ay&lt;br /&gt;53.Kasas : Peygamberlerin hayat hikayeleri&lt;br /&gt;54.Kehf : Mağara&lt;br /&gt;55.Kevser : Kevser havuzu, yoğun güzellik ve iyilik&lt;br /&gt;56.Kıyamet : Kıyamet&lt;br /&gt;57.Kureyş : Kureyş Kabilesi&lt;br /&gt;58.Leyl : Gece&lt;br /&gt;59.Lukman : Hz.Lokman&lt;br /&gt;60.Mâide : Sofra&lt;br /&gt;61.Mâûn : Kamu hakkı, zekât, vergi&lt;br /&gt;62.Meâric : Miraçlar, yükselme noktaları&lt;br /&gt;63.Meryem : Hz. Meryem&lt;br /&gt;64.Muhammed : Hz.Muhammed&lt;br /&gt;65.Mutaffifûn : Ölçü ve tartıda hile yapanlar&lt;br /&gt;66.Mücâdile : Hakları için savaşan kadın&lt;br /&gt;67.Müddessir : Örtüsüne bürünen&lt;br /&gt;68.Mülk : Mülk , yönetim&lt;br /&gt;69.Mümin(Ğafir) : Mümin, (Affeden)&lt;br /&gt;70.Müminûn : Müminler&lt;br /&gt;71.Mürselat : Görevle gönderilenler&lt;br /&gt;72.Mümtehine : İmtihan eden&lt;br /&gt;73.Münafıkûn : İkiyüzlüler&lt;br /&gt;74.Müzzemmil : Örtüsüne bürünen, köşesine çekilen&lt;br /&gt;75.Nahl : Balarısı&lt;br /&gt;76.Nâs : İnsanlar&lt;br /&gt;77.Nasr : Yardım&lt;br /&gt;78.Naziât : Çekip koparanlar, yay çekenler&lt;br /&gt;79.Nebe‘ : Haber&lt;br /&gt;80.Necm : Yıldız&lt;br /&gt;81.Neml : Karınca&lt;br /&gt;82.Nisa : Kadınlar&lt;br /&gt;83.Nûh : Hz. Nûh&lt;br /&gt;84.Nûr : Işık&lt;br /&gt;85.Ra‘d : Gök gürültüsü&lt;br /&gt;86.Rahman : Rahmeti bol olan&lt;br /&gt;87.Rûm : Bizanslılar&lt;br /&gt;88.Sâd : "Sâd"harfi&lt;br /&gt;89.Saff : Saf tutmak&lt;br /&gt;90.Saffât : Saf bağlayanlar&lt;br /&gt;91.Sebe‘ : Sebâ ülkesi&lt;br /&gt;92.Secde : Secde&lt;br /&gt;93.Şems : Güneş&lt;br /&gt;94.Şuara : Şairler&lt;br /&gt;95.Şûra : Şûra, toplu denetim&lt;br /&gt;96.Tâhâ : "Tı" ve "Ha" harfleri&lt;br /&gt;97.Tahrim : Haramlaştırma, yasaklama&lt;br /&gt;98.Talâk : Boşama, boşanma&lt;br /&gt;99.Târık : Târık yıldızı, tokmak gibi vuran&lt;br /&gt;100.Tebbet : "Eli kırıldı."&lt;br /&gt;101.Teğabün : Aldatış ve aldanış&lt;br /&gt;102.Tekâsür : Mal ve evlat çokluğunda yarış&lt;br /&gt;103.Tekvir : Büküp dürme&lt;br /&gt;104.Tevbe : Tövbe&lt;br /&gt;105.Tin : İncir&lt;br /&gt;106.Tûr : Tûr dağı&lt;br /&gt;107.Vâkia : Olan, ortaya çıkan&lt;br /&gt;108.Yâsin : "Ya" ve "Sin" harfleri&lt;br /&gt;109.Yûnus : Hz.Yûnus&lt;br /&gt;110.Yûsuf : Hz. Yûsuf&lt;br /&gt;111.Zâriyât : Tozutup savuranlar&lt;br /&gt;112.Zilzal : Zelzele&lt;br /&gt;113.Zühruf : Süs-Püs&lt;br /&gt;114.Zümer : Zümre &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Semerkand Yayınları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akaid konularında en temel bilgileri Sarıyer emekli müftüsü Hasip Asutay bu risalede okuyucuya sunuyor. İmanda artma ve eksilme olur mu? Müminler âhirette Allah'ı görecekler mi? Cinler nasıl varlıklardır? Bunlar ve daha pek çok sorunun cevabı hacmi küçük, fakat kıymeti büyük bu kitapta.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7511521316010450752-8103342616972641688?l=gulecann.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gulecann.blogspot.com/feeds/8103342616972641688/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7511521316010450752&amp;postID=8103342616972641688' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/8103342616972641688'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/8103342616972641688'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gulecann.blogspot.com/2009/01/ilahi-kitaplar-ve-sayfalar.html' title='İLAHİ KİTAPLAR VE SAYFALAR'/><author><name>topcuoglu111</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13616918371000043375</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7511521316010450752.post-6643604585698407895</id><published>2009-01-08T13:50:00.000-08:00</published><updated>2009-01-08T13:51:20.647-08:00</updated><title type='text'>KAİNAT NİZAMININ DEĞİŞMESİ-KIYAMET</title><content type='html'>Kıyamet, ayağa kalkmak, dikilmek, dirilmek demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıyamete “beklenen saat“ denir. Bu saat gelince, kainatın düzeni bozulur, mevcut hayat şartları değiştirilir ve başka bir alemde yeni bir hayat kurulur. Ayrıca, bütün mevcudatın ölümden sonra tekrar ayağa kalkıp mahşere doğru koşmasına da kıyamet denir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıyamet, kainat düzeninin bozulması, değişmesi ve ahiret hayatının ilk safhasıdır. Ahiret hayatı kıyametle başlayacaktır. Kıyametin gelmesi kesindir; ancak bizden vakti gizlenmiştir. Bu bizim için bir rahmettir. Nitekim, insanların ölüm vakti de gizli tutulmuştur. Ancak, vaktinin bizce bilinmemesi, başa gelmeyecek manasına değildir, insanlar, hiç beklemedikleri bir vakitte ölüp gitmektedirler. Kıyamet de böyle olacaktır. Aniden meydana gelecek, bir anda yerlerin ve göklerin düzeni bozulacak, her şey fani olacak, bütün varlıklar kesin bir yokluk yaşayacak, sonra ilahi kudret ve emirle yeniden diriliş gerçekleşecek ve herkes mahşere sevkedilecektir. İşte buna ölümden sonra dirilme denir. Yüce Yaratıcımız bunun kesin bir hüküm olduğunu, ondan dönüşün ve kaçışın olmadığın ve asıl hayatın bundan sonra başlayacağını açık açık beyan etmiştir. Bütün Kur‘an ayetleri baştan sona insanlara Allahu Teala‘yı tanıtmakta ve ahireti hatırlatmaktadır. Kurulduğu günden bu yana dünya, kendisine tayin edilen ecele doğru gitmekte ve hakkındaki hükmü beklemektedir. Şimdiye kadar içinde hiç kimseyi devamlı tutmamıştır; bundan sonra da tutmayacaktır. Hergün kendi diliyle bütün insanlara: “Gözünüzü açın; göç var, göç!“ diye haykırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Rabbimiz, kıyametin gelişinden ve tekrar dirilişin nasıl olacağından şüphe edenleri biraz düşünmeye davet ediyor. Önce bir zerre meniden başlayan ilk yaratılışı düşündürüyor; anne rahminden itibaren geçirdiğimiz hayat devrelerini hatırlatıyor. Acizliğimizi isbat ediyor, ancak yüce kudretiyle ayakta ve hayatta durduğumuzu gözler önüne seriyor. Biraz da etrafımıza baktırıyor. Her mevsim ölü toprağa ve kuru ağaçlara nasıl can verip onlardan çeşit çeşit nimetler yarattığını gösteriyor. Bunları düşünebilen akla, şu kesin ve büyük hükmünü bildiriyor:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;“Hiç şüphesiz kıyamet saati gelecektir. Bunda hiçbir şüphe yoktur. Allah muhakkak kabirde olanları tekrar diriltecektir.“( Hac, 5-7.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenab-ı Hakk, bu alemi ve insanı yaratırken hiç kimse kendisine ortak ve yardımcı olmadığı gibi;( Rum, 40.) bu alemi bozup başka bir alem kurarken de hiç kimse kendisine ortak olmayacak, yardımda bulunmayacaktır. O‘nun hükmünü geri çevirecek kimse bulunmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Rabbimiz kıyametin ne zaman kopacağını kimseye bildirmemiştir. Bu kıyamet ne zaman kopacak diye soranlara da “De ki: Herhalde çok yakında!“ cevabını vermiştir.( Ahzab, 35; Şura, 17-18.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın ölümüyle başlayan küçük ve özel kıyamet gerçekten büyük kıyametten çok daha yakındır. Bu ümmet ekseriyetle 60 ile 70 yaşları arasında dünyadan göçmektedir. Bunu Efendimiz (s.a.v) belirtmiştir. Bu bir ortalamadır. Yüz yaşını aşan çok azdır. Öyleyse, herkes mevcut yaşına göre ömrünün hangi safhasında olduğunu tahmin edebilir. İnsanın birinci sırada düşüneceği kendi kıyametidir. Çünkü ölümle, mükellefiyet bitmekte, kendisinin kabir hayatı başlamakta, kabirde Cennet müjdesini veya Cehennem haberini almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, büyük kıyametin bir takım alametlerinden bahsetmiştir. Bunların bir kısmı ilk alametler olup işin sonuna yaklaşıldığını ifade eder. Bunları bilmek ve iman etmek gerekir. Bunları bilen, takib eden ve ibret alan mü‘minin imanı artar, zaman ve olayların hep Allah Rasülünün (s.a.v) sözlerini tasdik ettiğini görür, O‘nun hak peygamber olduğunu yakinen anlar ve ahiretine hazırlık yapar. Kafir ve fasıkların ise, bu alametlerden ibret alıp tevbe etmeleri beklenir. Can boğaza dayanmadan ve dünyanın düzeni bozulmadan önce, herkes tevbe edebilir, Yüce Rabbini tanıyıp dostları sınıfına girebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehli Sünnet İnancı (Akaid)&lt;br /&gt;Dilaver Selvi&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm'ın en hassas konusu olan akaid, imanın mahalli olması hasebiyle kalbin ilmidir. Akaid, mümin olan her kalbin neyin mümini olduğunun sınırlarını belirler. Dr. Dilaver Selvi'nin, bir solukta okunan akıcı anlatımıyla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7511521316010450752-6643604585698407895?l=gulecann.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gulecann.blogspot.com/feeds/6643604585698407895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7511521316010450752&amp;postID=6643604585698407895' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/6643604585698407895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/6643604585698407895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gulecann.blogspot.com/2009/01/kainat-nizaminin-deimesi-kiyamet.html' title='KAİNAT NİZAMININ DEĞİŞMESİ-KIYAMET'/><author><name>topcuoglu111</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13616918371000043375</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7511521316010450752.post-3729549768604242753</id><published>2009-01-08T13:48:00.002-08:00</published><updated>2009-01-08T13:49:41.431-08:00</updated><title type='text'>ŞEFAAT HAKTIR...</title><content type='html'>Şefaat, birisinin işi için aracı olmak, hatır ve yetkisini kullanarak darda kalan kimseyi sıkıntıdan kurturmaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahirette şefaat haktır. Allahu Teala, bütün nimet, yetki ve şereflerin sahibidir. Hüküm ve karar sahibi O‘dur. Cennet ve Cehennem O‘nun emrindedir. Ancak O [c.c] bazı kullarının şeref, itibar ve derecesini artırmak, katındaki yakınlık ve dostluğunu göstermek için kendilerine bazı yetkiler verir; görevler yükler, şeref bahşeder, işte şefaat da böyledir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şefaat Allahu Teala‘nın işine karışmak değildir. Şefaat izni ve yetkisi verilen bir kimseden şefaat istemek Allah‘a şirk koşmak değildir. Şefaat, Allahu Teala‘nın sevdiklerine bahşettiği bir şeref ve yetkidir. Şefaat, sevenlerin sevdikleri için aracı olup; naz makamında niyaz etmeleri, dostları adına göz yaşı dökmeleridir. Şefaat sevginin meyvesi, rahmetin esintisidir. Şefaat, Allahu Teala‘nın kullarına bir hediyesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meşhur hadiste belirtildiği gibi, mahşerde bütün insanlık sıkıntı içinde kıvranırken dertlerini ilahi huzurda dile getirecek, kendileri için Allah‘ın rahmetini isteyecek bir kimse ararlar. Önce, bütün insanlığın babası Hz. Adem Efendimize giderler. O bu büyük işi üstlenmez, başka bir peygambere gönderir. Hiçbir peygamber insanların adına söz söylemeye kendilerini layık görmezler, sonunda halkı Allah‘ın Habibi, yaratılmışların en faziletlisi Hz.Muhammed (s.a.v) Efendimize gönderirler. Halk gelir, kendisinden rica ederler, ağlayıp dertlerini dile getirirler ve : “Şu sıkıntıdan bizi kurtarması için Yüce Allah‘a sen yalvar!“ derler. O zaman Allah‘ın Habibi (s.a.v) Efendimiz alemlerin Rabbinin huzuruna çıkıp secdeye kapanır. Sonsuz azamet ve rahmet sahibi Yüce Mevla‘mız kendisine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ey Muhammmed! Kaldır başını; ne diyorsan söyle, sözün dinlenecek; şefaat et, şefaatin kabul edilecek; iste istediğin verilecek“ diye hitap buyurur.(Buhari, No:4476; 6565; Müslim, No:193, Ahmed, Müsned, III, 116, 244.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu “Makam-ı Muhmud“tur; en büyük şefaat yetkisidir. Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, diğer peygamberlere verilmeyen beş şeyden birisinin de kendisine verilen umumi şefaat yetkisi olduğunu beyan etmiştir.( Buhari, Saiat, 56. Bkz: Müslim, No: 521; Ahmed, Müsned, II, 411; ibnu Mace, No: 567; ibnu Hıbban, Sahih, No: 2313.) Ayrıca her peygamber, kabul edilecek duasını dünyada kullanmış iken; Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, bu hakkı ahirette müminlere şefaat için saklamış ve Allah‘a şirk koşmadan ölen herkesin bu şefaata ulaşacağını müjdelemiştir.( Tirmizi, No:2441; Ahmed, Müsned, VI, 23, 27; Hakim, Müsterdek, l, 67.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yetki ile umumi bir şefaat eder. Büyük günah sahipleri dahil, zerre kadar imanı olan herkes bu nimetten istifade eder. Çünkü Efendimiz (s.a.v):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Benim şefaatim ümmetimin büyük günah sahipleri için olacaktır.“( Ebu Davud, No: 4739; Tirmizi, No: 2435; Ahmed, III, 213; Hakim, Müstedrek, l, 69, 160; ibnu Hıbban, No:2596.) buyurmuştur. Ondan sonra sırasıyla Allah‘ın şefaat izni verdiği peygamberler, melekler, alimler, salihler, şehidler ve izin verilen diğer kimseler mü‘minlere şefaat ederler; Cehennemi haketmiş mü‘minlerin affı için Allah‘a yalvarır, kurtuluşu için aracı olurlar. Allahu Teala da onların şefaatim kabul buyurur, şefaat edilen günahkarları affeder.( Bu konuda geniş bilgi için bkz: Acurri, eş-Şeriatu, 340-362.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şefaat sadece kafirler ve küfrü yayan zalimler için yoktur. Onlara dünyadaki amellerinin bir faydası olmadığı gibi, yakın dostlarının da bir faydası olmayacaktır.( A‘raf, 53; Ğafir, 18.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehli Sünnet İnancı (Akaid)&lt;br /&gt;Dilaver Selvi&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm'ın en hassas konusu olan akaid, imanın mahalli olması hasebiyle kalbin ilmidir. Akaid, mümin olan her kalbin neyin mümini olduğunun sınırlarını belirler. Dr. Dilaver Selvi'nin, bir solukta okunan akıcı anlatımıyla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 254 sayfa&lt;br /&gt;Kapak Karton Kapak &lt;br /&gt;Boyut 13.5x21 cm &lt;br /&gt;ISBN 975-8466-07-7&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7511521316010450752-3729549768604242753?l=gulecann.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gulecann.blogspot.com/feeds/3729549768604242753/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7511521316010450752&amp;postID=3729549768604242753' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/3729549768604242753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/3729549768604242753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gulecann.blogspot.com/2009/01/efaat-haktir.html' title='ŞEFAAT HAKTIR...'/><author><name>topcuoglu111</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13616918371000043375</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7511521316010450752.post-2432110229255300343</id><published>2009-01-08T13:48:00.001-08:00</published><updated>2009-01-08T13:48:44.791-08:00</updated><title type='text'>ÖLÜMDEN SONRA AKIL ve ŞUUR KAYBOLUR MU?</title><content type='html'>Hz. Ömer (r.a); &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ey Allah‘ın Resulü! Şimdiki aklım ve şuurum o zaman da olacak mı?“ diye sordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resûlullah (s.a.v); &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet, olacak“ buyurdu. Hz. Ömer (r.a),&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O zaman onların hakkından gelir ve sorularına bir bir cevap veririm“ dedi. (Beyhakî, itikâd, s. 180; Süyûtî, Şerhu‘s-Sudûr, s. 182; ibn Hacer, el-Metâlibü‘l-Âliye, nr. 4603; Zebîdî, İthaf, 14/363.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu rivayetler, ölümle beraber aklın gitmeyip varlığını devam ettireceğine; değişen ve bozulanın ise beden ve azaların olduğuna bir delildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölen kişi, bu âlemde de aklı başındadır. Nasıl hayatta iken aklı başında olarak elem ve lezzetleri hissediyorsa berzah âleminde de durum aynıdır. Kabirdeki elem ya da lezzet türünden hazları hisseden akıl, şu bedenin azaları değildir. Akıl eni boyu genişliği olmayan bâtınî (gözle görülmeyen sırlı) bir şeydir. Cüzlere ve parçalara ayrılması mümkün değildir. Eşyanın hakikatini idrak eden varlık da akıldır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ki, insanın bütün vücudu ve azaları parça parça edilse, o yine de kendinde mevcut olan aklı vasıtasıyla kâmil bir insandır. Ölümden sonra da durum aynıdır, yani akıl (ve ruh) için ölüm ve yokluk söz konusu değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhammed b. Münkedir-i Teymî (rah) der ki: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bana ulaşan haberlere göre; kâfire kabrinde, elinde deve hörgücü büyüklüğünde demirden bir topuz bulunan, hayvan cinsinden sağır ve kör bir mahlûk musallat edilir ve kıyamete kadar onu döver. Bu görevli onu göremez ki insafından ötürü topuzunu başka taraflara vursun.“&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Hüreyre (r.a) şöyle demiştir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mümin kabre konulduğu zaman sâlih amelleri gelir, onu çepeçevre kuşatır. Azap meleği başucundan geldiği zaman okumuş olduğu Kur‘an buna mani olur. Ayakuçlarından yaklaşmak istediğinde kıldığı namazlar bunu engeller. Ellerinin tarafından yaklaştığında elleri dile gelerek, ‘Vallahi bu adam benimle sadaka verdi ve benimle dua etti; bu taraftan azap edemezsin‘ diyerek onu geri çevirir. Ağzının tarafından yanaşmak istediğinde de tuttuğu oruç ve çektiği zikirler buna engel olur. Böylece kılmış olduğu namazları ve Allah için çektiği sabırlar azap meleğine karşı direnişte bulunur. Bunun üzerine azap meleği şöyle der:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah‘a yemin olsun ki, eğer bir boşluk görürsem orayı hemen dolduracağım.“&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süfyân-ı Sevrî (rah) derki: “Nasıl ki kişi hayatta iken ailesini, çoluk çocuğunu korur ve muhafaza ederse, ölümünden sonra sâlih amelleri de onu muhafaza eder. Bu esnada ona, ‘Allah yatağını mübarek kılsın. Dostların ne iyi dost, arkadaşların ne iyi arkadaştır‘ derler.“&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huzeyfe-i Yemânî (r.a) anlatıyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resûlullah (s.a.v) ile birlikte bir cenazede idik. Kabrin başına oturdu, ona doğru uzun uzun bakmaya başladı ve,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mümin (insan) kabrinde öyle sıkıştırılır ki, âdeta boynu, göğsü ve kaburga kemikleri birbirine geçer“ (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/407; Hakîm-i Tirmizî, Nevâdirü‘l-Usûl, nr. 124; ibn Receb, Ehvâlü‘l-Kubûr, s. 101; Heysemî, Mecmau‘z-Zevâid, 3/46; Süyûtî, Şerhu‘s-Sudûr, s. 156.) buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Âişe (r.anh) Resûlullah‘ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Muhakkak kabrin bir sıkıştırması vardır. Eğer bundan biri kurtulacak olsaydı, o Sa ‘d b. Muâz olurdu.“ (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 6/55; Tahâvî, Müşkilü‘l-Âsâr, 1/248; ibn Receb, Ehvâlü‘l-Kubûr, s. 99-100; Heysemî, Mecmau‘z-Zevâid, 3/46; Süyûtî, Şerhu‘s-Sudûr, s. 156.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enes (r.a) anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Resûlullah‘ın kızı Zeyneb (r.anh) vefat etmişti. (Hz. Zeyneb (r.anh) hicretin 8. yılının başlarında vefat etmiştir.) Hep beraber cenazeye katıldık. Resûl-i Ekrem (s.a.v) çok üzgündü. Hz. Peygamber (s.a.v) sonra sekînet ve vakar içinde kabrin başına oturdu ve ellerini semaya doğru kaldırıp dua etmeye başladı. Ardından kabre inip kızını yerleştirdi, onu çok üzgün görüyordum. Kabirden çıkarken gördüğümde ise sevinçli idi, tebessüm ediyordu. Biz Resûlullah‘a bu değişikliğin nedenini sorduk, şöyle cevap verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kabrin darlığı, onun insanı nasıl sıkıştırdığı ve buna karşın kızım Zeyneb‘in zayıf ve güçsüz biri olduğu hatırıma geldi. Bu bana çok sıkıntı verdi. Ben de Allah‘a dua edip kızımdan kabir azabını hafifletmesini istedim, duamı kabul etti. Fakat kabir onu öyle bir sıktı ve üzerine daraldı ki, doğu ile batı arsında, insanların ve cinlerin haricindeki bütün mahlûkat onun sesini işitti.“ (Taberânî, el-Mu‘cemü‘l-Kebîr, 1/745; 22/1054; İbnü‘l-Cevzî, el-ilelü‘l-Mütenâhiye, 2/908-909; Süyûtî, Şerhu‘s-Sudûr, s. 108-109; ibn Receb, Ehvâlü‘l-Kubûr, s. 102.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖLÜM VE SONRASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KABİR KIYAMET AHİRET&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İMAM GAZALİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Semerkand&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7511521316010450752-2432110229255300343?l=gulecann.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gulecann.blogspot.com/feeds/2432110229255300343/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7511521316010450752&amp;postID=2432110229255300343' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/2432110229255300343'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/2432110229255300343'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gulecann.blogspot.com/2009/01/lmden-sonra-akil-ve-uur-kaybolur-mu.html' title='ÖLÜMDEN SONRA AKIL ve ŞUUR KAYBOLUR MU?'/><author><name>topcuoglu111</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13616918371000043375</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7511521316010450752.post-1205532956776975185</id><published>2009-01-08T13:47:00.001-08:00</published><updated>2009-01-08T13:47:58.523-08:00</updated><title type='text'>SIRLARI AÇAN KİTAP</title><content type='html'>Kur‘an-ı Kerim, varlığın ilk hâlinden ve kâinatın var edilip şekillenmesinden bir haber vermeseydi, insanoğlu bu sırrı nasıl gözerdi? Gökleri direksiz yükselten, dünya semasını saniyede üçyüzbin kilometre ışık hızıyla yol alan yıldızlarla süsleyen ve hepsine bir yörünge içinde denge veren Yüce Yaratıcının kelâmı, önümüzde ışık olmasaydı, aklımız ve hayalimiz o âlemlerde nasıl gezerdi? Biz yokken bütün bunları vareden, onları aynı anda sevk ve idare eden kimdir sorusuna akıl ne cevap verirdi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an-ı Kerim, insanoğlunun ben kimim, nereden geliyorum, nereye gidiyorum? sorularına en güzel cevabı veren, onun meçhule gidiş korkularını dindiren; hayatı sevdiren, ümit veren, ölümü yeni bir doğum gösteren, önündeki Cenennem‘den çekindiren ve ebedi saadet yurdu Cennet‘e davet eden bir kitabtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an-ı Kerim, kâinata indirilen en büyük, en ağır ve en şerefli bir emânettir. Cenâb-ı Hakk: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Eğer biz bu Kur‘ân‘ı bir dağa indirseydik, hiç şüphesiz onu Allah‘ın korkusudan paramparça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.“ (Haşr, 21) buyurmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O emâneti taşıyan kalb ne güzel, bir kalbtir. Onun hizmetini gören kimse, ne güzel bir kuldur. Bu emânete sırt çevirenler, kendilerine ve kâinatın nimetlerine ne kadar yazık ediyorlar. Haktan kaçan kimsenin kalbine ağlamalıdır. Bala zehir diyenlerin zihniyetine acımalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an-ı Kerim, inişiyle, gelişiyle, hükmüyle, edebiyle, belağatındaki terkibi, fesahatındaki tadıyla, okunması ve ezberlemesiyle eşi benzeri olmayan mucize bir kitaptır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur‘an-ı Kerim, insan ve cinlere ikram edilmiş ilâhî bir hitabtır ve Rabbani bir selâmıdır. Bu selâmı sevgi ve edebince alanlara selam olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehli Sünnet İnancı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Dilaver SELVİ&lt;br /&gt;SEMERKAND&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7511521316010450752-1205532956776975185?l=gulecann.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gulecann.blogspot.com/feeds/1205532956776975185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7511521316010450752&amp;postID=1205532956776975185' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/1205532956776975185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/1205532956776975185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gulecann.blogspot.com/2009/01/sirlari-aan-kitap.html' title='SIRLARI AÇAN KİTAP'/><author><name>topcuoglu111</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13616918371000043375</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7511521316010450752.post-4152512797787449451</id><published>2009-01-08T13:40:00.000-08:00</published><updated>2009-01-08T13:46:29.568-08:00</updated><title type='text'>Kalbte İman Ve Yakin Nasıl Kuvvetlenir?</title><content type='html'>Arifler demişlerdir ki: Kalp, Allahu Teala‘nın, ğayb hazinelerinden bir hazinedir. Her mü‘minin kalbinde, iman, ilim ve akıl bir arada bulunur.Yakin onlara bağlıdır. Onların zayıflaması ile yakîn zayıflar, onların kuvvetlenip ortaya çıkması ile kuvvetlenir. Çünkü bu üç şey, yakînin mekanıdır. Bu üç cevher, bir araya geldiğinde, kalpte yakin parlar ve etkisini gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp, bu manevî destek ve cevherlerle kuvvet bulur, temizlenir tasfiye olur. imanı güzel, ilmi düzgün, aklı kuvvetli olan kalbin yakini kuvvetli ve parlak olur. Şüpheli ve haram olan şeylerden kaçınma, zikir, tefekkür, takva ve edeb üzere yaşama, Allah korkusu ve dünyadan gönlü çekmekle iman kuvvetlenir; iman kuvvetlenince kalp de kuvvet bulur, yakinin nuru artar. İlim, insandaki tevhid anlayışını geliştirir. Tevhid ehlinin ilmi arttıkça yakini ve tevhid nuru da artar. Allahu Teala ayet-i Kerimede şöyle buyurmuştur: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bil ki; Allah‘tan başka ilah yoktur.“( Muhammed, 47/19)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer ayette de:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Biliniz ki, bu Kur‘an ancak, Allah‘ın ilmiyle (bilgisi dahilinde) indirilmiştir. O‘ndan başka ilah yoktur.“( Hud,114)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahu Teala, bu ayetlerde, ilmi tevhidden önce zikretmiştir. Buna göre ilim, tevhidin evveli olmaktadır. Şu halde, kalb, her ne zaman Allah‘a aid bilgi ve marifetle genişler ve dünya sevgisinden tamamen yüz çevirirse, iman ve yükselmesi artar. Çünkü bu yükselme anında o, başkalarının görmediğini görür ve ilahi marifetle genişleme anında, diğer insanların bilmediklerini bilir, işte mü‘min bu şekilde manen gelişir ve olgunlaşır. Bu da, onun iman ve manevi kuvvetini artırır? Sonra, iman ettiği her şeyi gözle seyreder bir duruma gelir. Buna “ihsan makamı“ denir. Bu sayede nefsinde manevi bir kuvvet oluşur ve her şeyde Allahu Teala‘nın tecellilerini seyredecek bir hale ulaşır.( Geniş bilgi için bkz: el-Mekki, Kutu‘l-Kulub, l, 174 vd)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arifler demişlerdir ki: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Her kulun, Allahu Teala‘nın azamet ve kudretinin tecellilerini müşahededeki nasibi, tevhid ilminden ve nurundan nasibi kadardır. Tevhiddeki nasibi, yakini miktarıncadır. Yakîni de Cenab-ı Hakk‘a yakınlığı nisbetindedir. Kulun Allahu Teala‘ya yakınlığı, Allahu Teala‘nın onun kalbine yakınlığı miktarıncadır. Allahu Teala‘nın kalbe yakınlığı, ondaki marifet ilmi ve ilahi bilgideki genişliği kadardır. Kalbin iman ve marifetle genişlemesi, Allahu Teala‘nın ihsanı miktarıncadır. Allah‘ın kuluna ihsanı, ona yaptığı inayeti ve tercihi kadardır. Bundan öte, Allah‘ın ilmi vardır. Bütün bunlar, bizlere kapalıdır; onlar ilahi kudretin sırrı ve bilemediğimiz tecellileridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kul ne kadar gaflete düşerse o kadar ilahi ilim ve hikmetlerden cahil kalır, mahrum olur. İnsan dünyayı sevdiği kadar gaflete düşer; heva ve hevesine ne kadar düşkünse o kadar dünyayı sever. Heva ve hevesin kula hakimiyeti nefsin sıfatlarını ortaya çıkarması ölçüsünde olur. Kalbte iman ve yakin nuru zayıfladığı ölçüde nefsin kötü sıfatları ortaya çıkar. Bu zayıflık da kalbin Allah‘tan gayri şeylerle perdelenip kulun Rabbinden uzaklaşmasıyla meydana gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbin perdelenmesi ve Hakk‘tan uzaklığı, kibir ve kalp katılığını meydana getirir. Kalp katılığı, günahlara dalmaya götürür. Günahlara alışmak ve devam etmek, Hakk‘tan yüz çevirmenin alametidir. Bu hal, o kulun üzerinden ilahi yardımın çekilmesinden ve Cenab-ı Hakk‘ın ona rahmet nazarıyla bakmamasından ileri gelmektedir. Bundan öte sadece Cenab-ı Hakk‘ın bileceği kaderin sırrı geçerlidir. Bize orada söz hakkı yoktur.“( el-Mekki, Kutu‘l-Kulub, l, 125)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi derde düşersek düşelim onun bir sonu vardır. Allahu Teala hangi hastalığı yaratmışsa onun bir de ilacını yaratmıştır. Hastalık ile ilacını buluşturan kimse, iyi olur, dertten kurtulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize düşen tavazu ve ümitle Yüce Rabbimize yalvarmak, rahmetini istemek, emirlerini yapmaya sabretmek, kusurlarımıza tevbe, iyi hallere şükretmektir. Kul duaya sarılır, gerisi Hûda‘ya kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EHLİ SÜNNET İNANCI&lt;br /&gt;Dr. Dilaver SELVİ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7511521316010450752-4152512797787449451?l=gulecann.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gulecann.blogspot.com/feeds/4152512797787449451/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7511521316010450752&amp;postID=4152512797787449451' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/4152512797787449451'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/4152512797787449451'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gulecann.blogspot.com/2009/01/kalbte-iman-ve-yakin-nasl-kuvvetlenir.html' title='Kalbte İman Ve Yakin Nasıl Kuvvetlenir?'/><author><name>topcuoglu111</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13616918371000043375</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7511521316010450752.post-6030570828586847941</id><published>2008-04-10T09:24:00.000-07:00</published><updated>2008-04-10T09:26:02.368-07:00</updated><title type='text'>HESAP GÜNÜ ALLAH‘I (c.c) GÖRMEK</title><content type='html'>Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: Sahabeler Hz. Peygamber‘e, “Yâ Resûlallah! Acaba kıyamet günü Allah‘ı (c.c) görebilecek miyiz?“ diye sordular. Resûlullah (s.a.v),“Bulutsuz bir günde, öğlen ortası güneşi görmenize bir engel var mı?“ diye sordu. Sahabeler, “Hayır“ dediler. Resûlullah (s.a.v) yine, “Bulutsuz bir gece, dolunay çıktığında ayı görmenize bir engel var mı?“ Sahabeler yine hayır cevabını verdi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:“Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah‘a yemin olsun ki, o gün rabbinizi görmenize bir engel olmayacaktır. Allah Teâlâ kulunu karşısına alacak ve, ‘Sana ikramda bulunmadım mı? Seni ait olduğun topluluğun efendisi yapmadım mı? Evlendirmedim mi? Atları, develeri hizmetine vermedim mi? İnsanlara başkan yapmadım mı? Ganimet mallarının dörtte birini sana helâl etmedim mi?‘ diye soracaktır. Kul, ‘Evet‘ diyecektir. Allah Teâlâ, ‘Bana kavuşacağını hiç düşünmedin mi?‘ buyuracak; kul da, ‘Hayır‘ cevabını verince Allah (c.c), ‘Öyleyse, beni unuttuğun gibi ben de seni unutuyorum‘ diyecektir.“ (Müslim, Zühd, 16; Ebû Davud, Sünnet, 20; Tirmizî, Sıfatü‘l-Cenne, 17; ibn Mâce, Mukaddime, 13; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/389.)Ey miskin! Şimdi meleklerin kollarından tutup seni Allah‘ın huzuruna çıkardıklarını ve Allah‘ın sana şu soruları sorduğunu düşün: Sana gençlik nimetini bahşetmedim mi?Peki onu nerede çürüttün? Sana uzun bir hayat vermedim mi? O halde onu nerede tükettin? Sana mal mülk vermedim mi? Onu nereden kazandın ve nerelere sarfettin? Sana ilim vermedim mi? Peki onunla amel ettin mi?Allah‘ın (c.c) o anda sana verdiği nimetleri, O‘na karşı yapmış olduğun isyan ve günahlarını sayarken nasıl bir haya ve utanç içinde olacağını gözünde canlandırabiliyor musun? Eğer sen bu sayılanları kabul etmek istemez ve şahit istersen, bütün organların ve azaların yapmış olduklarına (lehinde ya da aleyhinde) şahitlik edecektir.Enes (r.a) anlatıyor:Resûlullah (s.a.v) ile birlikte oturuyorduk. Bir ara Resûlullah (s.a.v) gülümsedi ve, “Neden güldüğümü biliyor musunuz?“ diye sordu. Bizler,“Allah ve Resulü daha iyi bilir“ dedik. Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:“(Hesap günü) Kulun rabbiyle arasında geçecek olan konuşmasına (yani kulun, rabbinin suallerine karşı kendini savunurken söylemiş olduklarına) gülüyorum; zira o gün kul rabbine,‘Ey rabbiml Beni zulme ve haksızlığa karşı koruyan sen değil miydin?‘Allah (c.c), ‘Evet‘buyurur. Kul, ‘O halde bana benden olan bir şahit istiyorum (başkasını kabul etmem)“ der. Bunun üzerine Allah (c.c),‘O halde bugün hesap sorucu olarak nefsin (azaların ve organların) yeter. Kirâmen Kâtibin de şahitlerin olsun‘ buyurur. Sonra o kulun ağzına mühür vurulur, organlarına ve azalarına, konuşun denilir. Onlar da o kimsenin yapmış olduğu her fiili teker teker anlatırlar. Sonra kulun ağzı açılarak konuşmasına izin verilir. Kul, azalarına, ‘Defolun!Uzaklasın yanımdan ! Ben dünyada sizi korurken sizin yaptığınıza bir bakın!‘ der.‘ (Müslim, Zühd, 17; Nesâî, es-Sünenü‘l-Kübrâ, nr. 938; Kurtubî, el-Câmi, 15/45; Ha-tîb-i Tebrizî, Mişkât, nr. 2554.)Bütün mahlûkatın önünde azalarımızın şehadetiyle rezil rüsva olmaktan Allah‘a sığınırız. Ancak şunu da hatırlatalım ki, Allah (c.c) sorgu sual esnasında müminlerin kusurlarını örteceğini ve onları Allah‘tan (c.c) başka kimsenin bilmeyeceğini müjde etmiştir.ÖLÜM VE SONRASIKABİR KIYAMET AHİRETİMAM GAZALİSEMERKAND&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7511521316010450752-6030570828586847941?l=gulecann.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gulecann.blogspot.com/feeds/6030570828586847941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7511521316010450752&amp;postID=6030570828586847941' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/6030570828586847941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7511521316010450752/posts/default/6030570828586847941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gulecann.blogspot.com/2008/04/hesap-gn-allahi-cc-grmek.html' title='HESAP GÜNÜ ALLAH‘I (c.c) GÖRMEK'/><author><name>topcuoglu111</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13616918371000043375</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
